Sana sarılmak

Ben bunu anlatamam. Sadece hissedebilirim…

Reklamlar

Zor bir gün daha…

Bugün senden önceki, senleki ve senden sonraki birçok gün gibi, yataktan çıkamadım. Biz birlikteyken bana kızdığın, seni aramadığımı, umursamadığımı, sevmediğimi sandığın birçok günkü gibi bütün günüm yatakta geçti. Tıpkı ailenle Burdur’a gittiğinde, bayramda, ayrıldığımızda seni aramayışım gibi. Tüm yokluğunu yatakta geçirmiştim oysa ki. Hastaydım. Ruh hastalığı. Ama sen neler düşünmüştün… Seni aramadım sormadım doğru, çünkü çok acı çekiyordum. Karşılığında ise seni kaybetmiştim yine.

Dün zordu. Geceye kaldım gece yaşadım. Yalnızlığı hissettim. Uyumak için sarhoş oldum. Aşırı şeker tükettim gün içinde ve hem beynim hem bedenim çok rahatsız oldu. Zaten baya kilo aldım. Yolda görünce kafanı çevirdiğin yağ tulumu adamlara döndüm. Cıvık cıvık, kendine bakmayan, çirkin, kıllı adam oldum. Bu da bir süreç olur hep. Birini kaybedince, onu istesen de elde etme diye böyle şeyler yaparsın kendine. Davul bile dengi denginedir ya hani, ben sana zaten hiçbir zaman denk olamadım en azından işim ve kazancımla ilgili, sonrasında ruh sağlığımla ilgili, şimdi bir de bedenimi bozmak istedim ki hiç olamayayım. Bu yüzden tedavi oluyorum ya zaten. Senin kendini düşündüğün kadar kendimi düşünebileyim diye.

Bugün daha berbat. Yaşayan ölüyüm. Zombi. Yarın yine doktor var. Ödevlerimi tam olarak yapamadım. İçinde kötülük olan ödevleri yaptım. Saf çocukluk olanı yapamadım. Çünkü onu yapabilmem için senin avcunu yüzümde hissetmem gerekiyor. Ama olmaz. Ona izin de yok. Yalnız yapmalıymışım. Olmadı. Çocukluğum terketmiş beni. Salıncakta sallanan çocuk… O çocuğa iyi bak olur mu… Benden kalan her şeyi çöpe atabilirsin. Bir yazılarımı atma, bir de o çocuğu… Bir gün yazıları atman gerekirse, atabilirsin. Hayatına biri girdiğinde kurtulmak istersen kurtulabilirsin. Ama o çocuğu atma. Madden attıysan da üzülme, manevi olarak atmazsın biliyorum. Her şey o çocuk içindi. İkimiz de çabaladık. Ben hala çabalıyorum. Keşke benim içimde çocukla ilgilendikten sonra, senin içindeki çocukla da ilgilenebilseydik. Çünkü o çocuk da bir şeyler istiyordu. Bir yanı eksikti. Öyle olmasaydı, böyle yaralı bir çocukla ilgilenmezdi. Etrafında bu kadar adam varken, en yaralısını sevmezdi. Salıncakta sallanan o çocuk, sadece benim çocukluğum değildi, seninkiydi de. Ve ikimizin dünyaya getireceği çocuktu aslında. Biz her şeyi yapabilirdik. Yanlış yapabilirdik. Hata yapabilirdik. Ama bir şeyi doğru yapacaktık. O çocuk o salıncakta her zaman sallanacaktı. Ve gülümseyecekti. Sen korktun, ama yanımda sen olunca benim gibi hasta olmayacaktı. Çünkü ben senin korktuğun adam olmayacaktım. Senden kaçsam da, çocuğumdan kaçmayacaktım. Ama haklıydın, neden bu riski alasın ki. Yine de paralel bir evrende, o çocuk sonsuza kadar o salıncakta sallanacak. Ben o çocuğu çok seviyorum. Sen de seviyorsun. Ben senin çocukluğunu da seviyorum. Kendi çocukluğumu da…

Doğru düzgün yemek yemediğim, yoğun miktarda alkol ve şeker tükettiğim, spor yapmadığım şu günlerde, sağlığım ne durumda bilmiyorum. İyi olmadığımdan eminim. Bir de ilaçlar var tabi. Bir varım bir yokum. Kişilik bölünmesi devam ediyor. İçimi nefret, sinir, öfke kaplıyor. Sonra her şey tepetaklak, senin sevmediğin adam oluveriyorum. Ama doktor bile o adam olmamı istiyor biliyor musun. Senin sevmediğin adam, beni koruyan adammış. Çünkü seni seven adam beni öldürecek sonunda… Kalbimin durmasına yol açacak. Seni sevmeyen adam ise beni yaşatacak. Yaşamak bu kadar mı önemli anlayamıyorum. Doktorlar insanı yaşatmaya yemin etmişler. Nasıl yaşadığından çok yaşamasıyla ilgileniyorlar. Bence saçma. Ama napim, sonuçta ben tekim. Benim gibi düşünen tek kişi benim. Siz kazanıyorsunuz.

Seni sevdiğim anlarda söylediğim son söz hiç değişmiyor. Senden kurtuldu diyorum. Şükret diyorum. Senden kurtulduğu için sevin diyorum. Ben dipsiz bir kuyuya düşüyorum. Bana yardım ettiğini sanan ailem her şeyi daha da bok etmekten öteye gitmiyor. Yani her zaman yaptıkları gibi. Elimden başka bir şey gelmiyor. Canım acıyor. Düşüyorum. Ölemiyorum. Bitmiyor. Senden çok uzaklara gittim, geçmişe gittim, senden önceki yanlışlara, hatalara, ihmallere gittim. Senin suçun yoktu. Neden dokundun sanki. Neden dokundum sanki. Hayatına girdiğime pişman oluyorum. Sana kendimi tanıttığıma pişman oluyorum. Yapmamalıydım. Ne sana, ne de kendime… Ama gözlerin… O mücadelen… Ruhun… Enerjin… Artık bana değil, hak edene varlar biliyorum. Ben, seni hak etmeyecek kadar kötü bir hayat yaşadım. Üzgünüm. Suçlusu değilim, ama cezasını çektim, çekiyorum ve düzelmezsem sonsuza kadar çekeceğim. Sonsuz dediğim şey ölüm aslında. Azcık ilahi adalet varsa, ölümden sonra acı çekmem. Ki ona da pek inanmıyorum. O yüzden ne cehennem azabından, ne de diri diri ateşte yanmaktan korkuyorum. Hayat beni hep en kötüsüne hazırladı. Kötüyü düşünmekten iyiye odaklanamadım. Sen yanımdayken, seni kaybettiğimde ne olacağını düşündüğüm anlar anlatır aslında her şeyi.

Sana hiç yakışmayan sarhoş bir serseriden kurtuldun. Bir de ruh hastası tabi. Sicilinde tımarhanede bulunmuş 5 para etmez bir adam. Zaten eminim çevrendeki kimse yakıştırmıyordu beni sana. Ben üzülmeyim diye anlatmıyordun. Ne akrabaların, ne arkadaşların. En çok onlar sevinmiştir. Dedim ya davul bile dengi dengine diye. Kimbilir, belki benim kızım olsan, ben de yakıştırmazdım. Hayat acımasız. Sen beni olduğum gibi sevmedin, olabileceğim gibi sevdin. Ama ben olamadım. Olamamıştım da zaten. Sen benim olabilme ihtimalimi sevdin ve gerçeği kabul etmek istemedin. Olamadım.

Şimdi varlık ile yokluğun ortasında, yapabildiğim tek şey bu satırları yazmak oldu. Bir daha asla bir sevgili ile dost olmamam gerektiğini öğrendim. Hani önce arkadaş olmalı insan, önce dost olmalı sevgilisi ile derdim ya, artık demiyorum. Hatta kesinlikle olmamalı diyorum. Çünkü bir sevgili kaybetmek neyse de, ben bir dost kaybetmeyi kaldıramıyorum.

Çünkü benim bu hayatta hiç dostum olmadı…

Geliyor muyum hiç aklına…

Bilmem geliyor muyum hiç…

Farkettim de, 1 seneden uzun zamandır, seni düşünmediğim tek bir gün olmamış. Hatta tek bir saat. Seni düşünmeden geçen 1 saat bile olmamış. Ne kadar garip değil mi? Sonra unutmak zorunda kalıyorsun. Başaramıyorsun ve düşünmediğin yarım saat bile olmuyor. Belki 15 dakika, belki daha kısa.

Twitter olmasa göremem seni, çok daralınca açıp oradan sürekli güncellediğin fotoğraflarına bakıyorum. Engelliyim ama twitter o kadar da acımasız değil. Birini engellediğin zaman yazılarını okumasını engelliyorsun ama fotoğraflarından mahrum edemiyorsun. Ama tıpkı bir yabancı gibi. Seni gözüne kestiren bir yabancıdan farksız… Olsun ne de olsa ben kendimi biliyorum. Sana onların gözüyle değil, başka bir gözle baktığımı biliyorum.

Cahillerle uğraşmaya devam ediyorum. Tabi senin kadar değil. Çünkü hala para kazanamıyorum. Bir gün para kazandığımı duyarsan, bil ki ya ben de sizin gibi cehaletin esiri oldum, karanlık tarafı seçtim, ya da gerçekten o tarafı seçmeden kazanmanın ve yapayalnız yaşamanın bir yolunu buldum. Ya da anam babam öldü, mirası har vurup harman savurdum.

O sahil kenarına kimle gidiyorsun bilmem. Belki de yalnızsın. Değilsen umarım gerçekten mutlu olduğun biriylesindir. Sağlıklı olup, mutlu olup, o sandalyeleri alıp, piknik malzemelerini alıp, seni kaçırıp götürmek isterdim. Sürpriz yapmak isterdim sana. Çok istiyordun biliyorum. Yapamadım özür dilerim. Senin istediğin bir şeyi yapamamak benim için ne anlam ifade ediyordu düşünsene… Senin tek bir gülüşün için dünyayı yerinden oynatırdım. Ama ben ne yaptım, seni sadece ağlattım. Bir gün seni başkalarının ağlatmasındansa, varsın ben ağlatayım demiştim. Çünkü içimde bir yerlerde seni gerçekten çok seven biri olduğunu biliyordum. Ama olmadı. Doktorun da dediği gibi… Fazla dürüsttüm ben. Sadece sana karşı değil. Yalancılara karşı. Hırsızlara, dolandırıcılara, pis insanlara. Yalanım yoktu. Numaralarım yoktu. Herkese iyiydim. Serttim, sinirliydim ama iyiydim. O yüzden de yenilmeye, kaybetmeye mahkumdum. Beni uyurken izlediğinde, her şeyi görmüştün. Masumiyetimi, yaşayamadığım çocukluğumu, acılarımı. İrkilerek uyanmalarımı gördün. Aslında her şeyi biliyordun, sorun da buydu belki. Bilmemeliydin oysa ki. Bilmeseydin daha çok anlar mıydın. Ya da ilk ayrılışımızdaki gibi bir yalancı olarak mı hatırlardın. O mektupları yazdıktan sonra okuyup okumadığını öğrenmeden hayatıma devam etmeyi çok istedim. Belki de yapmalıydım, başaramadım özür dilerim. Belki orada noktalanmalıydı. Olmadı. Ben yalancı değilim deyip yoluma gitmeliydim. Yapamadım. Sevdim seni, çok sevdim.

Her gece senle yatıp, her sabah senle uyanırken, artık ilk söylediğim benden kurtulmuş olman oluyor. Bunu aşık ya da acı çeken tarafım değil sadece, öz benliğim de söylüyor.  Ben adam olamadım. İyi biri de olsam, her zaman derim, iyi olmak yetmez. Senin gibi bir kıza yeter sandım, yanıldım. İyi olmak gerçekten yetmiyor. Ben başarısız biriyim ve başarma ümidimi de her geçen gün biraz daha yitiriyorum. Bunların senle hiçbir ilgisi yok. Senden öncesi çok uzun ve çok derin. Dipsiz bir yalnızlığım var senden önce. Çok geciktin, çok çok çok geciktin. Üzgünüm… Senin adına mutluyum. Bazen beni düşünüyorsun, üzülme nolur. Beni düşünüp de üzülme. Ben ikimizin yerine de yeterince düşünüyorum. Hastalıklı, bozuk düşüncelerle doluyum. Ama kötü şeyler düşünmüyorum artık merak etme. Sana roller yüklemiyorum asla. İlaçlar ve terapi saçma düşünceleri bastırıyor. Ne düşünürsem mantıklı düşünüyorum, duygularıma yenilmiyorum. Zaten dürtülerim yok denecek kadar azaldı. Tepkisiz, duygusuz bi adam oldum. Sadece çok sinirliyim, onu da düzeltmeye çalışıyorum. Amaçsız, verimsiz, saçma sapan yaşıyorum. Hani ölümle yaşam arasında bir fark olmaz ya, o hesap işte benimki. Yaşamasam da olur şeklinde yaşıyorum. Bugüne kadar başardıklarım, bugün hiç işime yaramıyor, gelecekte yarayıp yaramayacağını da tahmin etmek zor değil. Mesela sen şu an eminim telefonla konuşuyorsun. Bir cahile yine satış yapmaya çalışıyorsun. O ise belki sana yazmaya çalışıyor. Hayat işte böyle bir şey. Bir taraftan da seni kaybetmeye mahkum bir adam seni düşünüp yazıyor. Ben acı çektiğim için de üzülüyorsun biliyorum. Üzülme, geçer elbet. Yani çok uzun sürecek ama geçecek. Hatta sırf sen üzülme diye, ben bu acıyı çekmeyim diye bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama pek başaramıyorum. Seni unutmanın, en azından senin yaptığın gibi bir anıya, eski bir sevgiliye dönüştürmenin binlerce yolunu denicem. Birileri işe yaricaktır muhakkak. Çocukluğunu yaşamayan biri bunu da beceremiyormuş. Çünkü sahip olduğum duygusal açlık, adeta Türkiye’deki sıradan bir erkeğin cinsel açlığına benziyor. Sen benim duygusal açlığımı öyle bir doldurmuşsun ki, esirin olmuşum. Olsun, esaretin güzeldi. Bu da esaretin bedeli işte. Böylece kimseye esir olmamayı öğrendim artık.

İşsiz güçsüz bir serseri olduğum için yine yazdım bir şeyler. Aslında şu anda benim de senin gibi satış yapmam gerekiyordu biliyorsun. Kader işte. Belki bir gün, cıvatalarımı iyice gevşetip beni de gevşek yaptıklarında, ben de satışa başlarım.

Umarım ihtalat ihracat işlerin için yaptıklarım da işine yaramıştır. Daha fazlasını yapmak isterdim ama izin vermezsin biliyorum. Senin için her zaman ne gerekirse yapmak isterim. Bu istek duygulardan tamamen hariç. Bir gün benden bir şey isterken ne olursun çekinme, sana aşık olmama garantisi, hatta istersen yüzüne hiç bakmama ve senle konuşmama garantisi bile veririm. Burada gerçekten duygular yok.

Duygular artık seninleyken yok, duygular artık kimseye yok. Sadece yalnızken var… Senin yaptığın gibi…

Yazmak zorundayım

Napim, insanım. Hasta da olsam, bütün hayatımı, çocukluğumu, gençliğimi ne olduğunu bilmediğim bir şeyle mücadele ile geçirmiş biri de olsam insanım. Yaşadığım acıların sonucu olarak yine acı çekiyorum ve acıya mahkum yaşıyorum. Sadece direniyor, sadece mücadele ediyorum.

Tüm gün kimseyle konuşmadıktan sonra, akşam Nazca’ya gidip senle konuşmak ne muhteşem bir şeydi biliyor musun… Tüm gün cahillerle muhatap olduktan sonra orda senle konuşmak da paha biçilemezdi. Dünyada senin gibi bir insanın yaşıyor olduğunu öğrenmek, daha da ötesi seninle sevgili olduğumu düşünmek nasıldı inan bilemezsin. Aklımı seven ilk kız, aklını sevdiğim, kalbine aşık olduğum ilk kızdın. Ama ne oldu, ne değişti. Olacağı oydu. İlişkimiz başlamadan önce sana hasta olduğumu söylediğimde ufak bir araştırma yapıp keşke vazgeçseydin benden, olmaz yürümez, hiç başlamayalım deseydin. Demedin. Çünkü karşında seni öyle seven, sana öyle aşık, öyle heyecanlı, iyi kalpli, güzel ve doğru konuşan, dürüst bir adam vardı ki, böyle hastalık mı olur, asıl herkes hasta bu adam sağlıklı dedin ve ilişkiye onay verdin. Oysa ki şimdi doktor, terapilerle beni diğer insanlar gibi yapmaya çalışıyor. Yalan söyleyen, saçmalayan, sözüne sadık olmayan, dürüst olmayan, bencil, kendini beğenmiş bir insan olabilmem için bana ödevler veriyor. Şaka yapmıyorum gerçekten öyle. Senden başka sohbet edecek kimsem yok, o yüzden sadece yazıyorum. Senle sensiz sohbet ediyorum. Nazca bile kapandı gitti bizden sonra, ama ben hala orada senle oturuyorum.

Bir yandan birbirimizden kurtulduğumuza sevinirken bir yandan da kendime üzülüyorum. Neden biliyor musun? Günlerdir yeni evimle uğraşıyorum. Aynı terslikler yine oluyor. Gerek ilaçların gerekse terapinin etkisiyle sinirlenmemeye çalışıyorum ama verilen sözler tutulmuyor, işler düzgün yapılmıyor, ben ailemin evinde bir gün daha ve bir gün daha yaşamak zorunda kalıyorum. Arabamdaki sorunlar da bitmiyor ve saydığım tüm sorunları çözebilmek için para gerekiyor. Bu parayı ben kazanıyor muyum hayır uzun zamandır belki 40 gündür para kazandığım söylenemez, dilenci gibi anam babamdan para alıyorum. Ne için? Mutlu olmak için mi? Hayır sadece mutsuz olmamak için. Tıpkı eskisi gibi yani. Mutluluğa kavuşmak hayal, mücadele mutsuzluktan kaçış sadece. Terapilere gidiyorum biraz iyi geliyor ama soğuyorum da. Saçma sapan bir ödev aldım saçma olduğunu kendisi de söyledi. 5 yaşında yapmam gerekenleri 31 yaşında yapıyorum. Düştüğüm hale bak… Ama toplum böyleymiş aslında o da ayrı bir konu. Şimdi düşünüyorum diyorum ki, evimin tüm işi bitti ve yerleştim diyelim. Sapa bir yerde ama güzel bir yerde de olsa bir şey değişmeyecekti o ayrı konu. Arabamı da tamir ettirdim ve tüm sorunlarını hallettim diyelim. Tabi bu saydıklarım kaç $ a mal olacak oraya girmiyorum. Sonuca bakalım. Ben ne iş yapıyorum? İşsizim. İş bulabilir miyim? Sıradan bir insana göre baya zor. Karşılığında ne yapmam lazım, ayda 1.600 TL sadece doktor parası. Ailemle iletişimim yok. Yaşıyor taklidi yapıyorum. Hayattan bir beklentim yok. Yani mutsuz olmak için yoğun çaba harcıyorum. Tüm çabam mutsuzluğuma devam edebilmek için. Garip değil mi? Sizin düşünce yapınızla bakarsak iyi bir şeyler olma ihtimali doğuruyorum. Balık baştan kokuyor ki. Ümit et mücadele et dediler peki dedim. Gittim sanal paralara yatırdım elimdeki paranın bir miktarını. Bitcoin falan hani. Ben yatırınca borsa çöktü. Şaşırmadım. Şimdiden paramın yarısını kaybettim. Bekliyorum. Elimi attığım kuruyor zaten buna alışığım da, uzun vadeli kazanç istemiyorum ki. Daha ne uzunu ne vadesi. Benim 30 senem araya gitmiş hangi vade? Bana kısa vadeli kazanç lazım. Ben bugün para kazanmalıyım. 10 sene sonra gelecek paranın ta amk.

Yani bu yazılar neden var biliyor musun. Bir gün beni özlemek gibi bir hata yapıp burayı okursan, benden ayrıldığına şükretmen için var. Benim bir suçum yok, ama cezam çok. Hayatım boyunca çektim ve sanırım böyle de öleceğim. Bırakmıyorum terapiyi peki. Bakma ümitsizliğime, dönem dönem acaba düzelir miyim ümidi de geliyor. Çünkü düzelmeyi istiyorum. Ama hangi tarafımın ağır bastığını biliyorsun…

Neyse ki bu aralar daha az acıtıyorsun. Belki bir gün hayatımı idame ettirmeyi başarırsam, daha da az acıtırsın. Bazen seni de tanıdım ya, ölebilirim artık diye düşünüyorum. Sonra da saçmaladığımı fark ediyorum. Çünkü esas tanımam gereken kişiyi hala tanımadım. KENDİMİ.

Hoşçakal prenses.

Yavaş Yavaş

Yavaş yavaş her şeyi anlıyorum. Mutlu değilim hala ama en azından anlıyorum.

Evet terapiler işe yarıyor. Ve doktorun da dediği gibi, şiddet adamın aşık adamdan daha faydalı olduğu kesin. Senin için değil benim için!

Çocukluğunu yaşamış insanların acısı uzun sürmüyormuş, yani söylerken gerçekten bencillik yapmıyormuşum. İlk tanıştığımız günlerdeki korkuma saygı duymadın ve beni istediğin hale getiridin. İstediğin sevgiyi benden çıkarttın. Sonra da 3 günde unuttun. Bunun olacağını ta en başından ben biliyordum da senin işine hiç gelmedi. Çocukluğunu yaşayan insan 3 gün sonra kendisini düşünmeye başlıyor. Yaşamamış benim gibilerin ise başına gelen belli. Bana hep bencil dedin. Şiddet adamın bencilliği tamamen kendisini korumaktı. Peki senin bencilliğine ne dicez? Ben hasta sen sağlıklı isen, senin bencilliğin ne olacak? Aşk adam gibi sevilebileceğini mi sanıyorsun hayatın boyunca? Hayır asla. Zaten o da çok sağlıklı değil. Ama hoşuna gidiyordu değil mi? Oldukça fazla hem de. Sen değil şiddet adama, ortadaki bana bile tahammül edemedin. Saygısızlığa karşı sıkıntın vardı, işine gelmeyen her şeye saygısızlık derdin ya hani, anlıyorum şimdi, esas saygısızlığı yapan senmişsin çoğu kez. Korkularıma, endişelerime, öfkeme, odunluğuma saygı duymadın. Yaralarıma acılarıma duyduğun saygı uzun sürmedi. Ama aşkıma gayet saygı duydun. Sevgime, mutluluğuma, özverime, zekama. Yani sana iyi gelenlere duydun da, gelmeyenlere ne kadar duydun. Duymak zorunda mıydın? Değilsin tabi ki. Ama dönüp de bencil deme. Senin için hayatımda neleri değiştirdiğimi ve seni yine de mutlu edemediğimi hatırla, bencilliğin ne olduğunu tekrar düşün. Ben ne yaptıysam sevgim için yaptım. Hiç anlaşamadığın veya anlaşamayacağını bildiğin birini de sevebiliyorsun. Anlaşmayacağını bildiğin halde o mutlu olsun istiyorsun çünkü seviyor ve seviliyorsun. Belki kimse bana sevgisini senin gibi göstermedi, ama itiraf et seni de kimse aşık olduğum anlardaki gibi sevmedi. Sevmeyecek de. Çıtayı ne kadar yükselttim bilmiyorum ama bekleme. Takım elbise giyen, pahalı restoranlarda yemek yiyen, tavuk döneri unutmuş, para hesabı yapmayan, cumartesi gecesi mutlaka süslü püslü giyinip mekana eğlenmeye giden, her şeyin en pahalısını düşünmeden alan adam bulacaksın ama, benden gördüğün o sevgiyi asla göremeyeceksin. Görme zaten. Sonrasında ne olduğunu ikimiz de gördük.

Hala yaşadığın acıları benimkiyle kıyaslıyor musun acaba? Sen biten ilişkilerin ardından sosyal hayat patlaması yaşayıp, sağa sola para saçarken ben ne yaptım bi fikrin var mı? Bana yalnızlık tribine giren sen? Sen o kendi cicili bicili yalnızlığını benimkiyle kıyasladın ya, ben sana bu hakkı nerden tanıdım ki. İnsanoğlu işte. Meleği bile seversen şeytan ediyorsun.

Ama bunları yazıyorum ya, sanma ki sevmiyorum seni. Sanma ki düşman oldum. Sanma ki saygı duymuyorum sana, değer vermiyorum. Hiç ilgisi yok. Çünkü sen, sen elinden geleni yaptın biliyorum. Belki seni sevdiğine inandığın, sana aşık olduğuna inandığın bir adam için yaptın ama olsun, yine de yaptın. Çünkü onu yapmayanları da tanıdım ben. Sen sevgimi karşılıksız bırakmadın. Sevdiğin için, sevdiğinin iyileşmesi için, sevdiğinin sağlığına kavuşması için bir şeyler yaptın. Artık sevgilin değil o adam ama yine de iyileşsin istersin biliyorum. Seni ben de bu yüzden hala çok seviyorum.

Şimdi bana gerçekten bencil olmayı öğretiyorlar biliyor musun? Kendini düşünmeyi. Tıpkı sizler gibi. Biten bir ilişki sonrasında kendini düşünmeyi, 3 günde toparlanıp unutmayı, senin deyiminle “önüne bakmayı” açılımı yeni aşklara yelken açmayı öğretiyorlar. Gamsız pezevenk olmayı öğretiyorlar. Hoş, benim kötü ve şiddet tarafım zaten uzmanlık derecesinde bunlara sahip, onun tavlayacağı kız sayısının haddi hesabı yok kızlara it muamelesi yaparak da, mesele bunu aşk tarafıma öğretmek. O adamın duygularına kim neler yapabiliyor onu da biliyoruz işte. Şükür ki en son senin eline senin ocağına düştüm. Bu kadar acıyı senin uğruna çektim, bunun için mutluyum çünkü sen beni istersen ne kadar kötüye kullanabilirdin en iyi sen biliyorsun. Tek bir sözün bana ne yapar en iyi sen biliyordun. Beni öldürebilirdin belki de, hatta istemeden kalbimi sıkıştırıp beni anjiyo olmak zorunda bıraktın. Belki de bu kendini tutmuş halindi. Belki istesen bana kendimi öldürtebilirdin. Bunu yapacak insanlar tanıyorum. Diyeceksin ki sen bu kadar karaktersiz misin? Madalyonun arka yüzü bu işte anlıyor musun? Beni sev, beni çok sev, çok sevmeni ve göstermeni istiyorum dersen benim gibi bir adama, o adamın seni düşünerek kendini öldürmesine yol açarsın. Sana anlatmaya çalıştım ama asla anlamadın. Zaten bu satırları okuduğunda da çoktan bir sürü şey yaşamış olacaksın. Tıpkı twitter da yazdığın gibi, bir gün buraya gelmiş bu yazıyı okuyorsan şayet, aynı yerden canın yanmış olmalı. Ama ben senin gibi değilim kedi kadın, ben arkasına bakan zayıf bir adamım. Sen güçlü ol, sen büyük ol, sen yüce ol, sen zengin ol. Aman taviz verme. Ben trilyonum da olsa, senin elemanlarının beğenmediği yerlerde gidip dönerimi yicem.

Sana açık açık söyleyemedim ama bir gün fırsatın olursa senin de bir doktora gitmeni isterim. Sen bana yardım ettin ben sana edemedim. Ben de etmek isterim. Senin de sağlığın yerinde değil ve suçlusu sen değilsin. Benim kadar olmasa da sen de bazı problemler yaşamışsın ailenle ve sonuçlarını yaşıyorsun. İyi bir statün ve paran olduğu için, tıpkı babam ve diğerleri gibi problemlerinizi görmezden geliyorsunuz ama düzeltmen gereken, doktora anlatman gereken şeyler var. İçinde bastırdığın öyle büyük bir öfken var ki, bu sana güç veriyor ama zarar da veriyor. Sen beni o öfkem yüzünden terk ettin, ben de senin o öfken yüzünden seni sevmekten defalarca vaz geçtim. Eğer statün ve paran olmasaydı, o öfkeyle birlikte benden bir farkın kalmayacaktı. Tek avantajın kız olman olacaktı. Ablam gibi olacaktın. Ama şansın yaver gitti. Senin hastalığın para kazanmana direkt engel değil. Kapitalizmdeki şanslı kişilerdensin. Ne kadar yufka yürekli olduğunu çok iyi biliyorum. Tertemiz bir kalbin var. Ama kırılmış kalbinin acısını bazen öyle yerlerden çıkarıyorsun ki, sonra sen bile üzülüyorsun. Bana sert çıktıktan sonra özür dileyip affedip bana sarılışlarını unutmuyorum. Ne olur yapma, ne kendini ne de karşındakini yıpratma. Senin düzelmen benden daha kolay. Ara sıra kendine zaman tanı. Ve amma çok hasta oluyorsun diyenleri dinleme.

Yazdıklarımdan ne anladın nereye çektin bilmiyorum ama, sana kızsam da, çok kızsam da, kişilik bölünmesi yaşasam ve 50 kişiliğimin 50si senden nefret de etse, onların hepsinin içinde bir yerlerde minnet var.

Kapım da, telefonum da, beni engellediğin tüm mesaj kutularım da sana her zaman açık olacak. Eğer bir nebze olsun iyiye gidersem, bunda ne kadar payın var asla unutmayacağım. Belki bana kötülük yaptığın zamanlar da oldu ama istemeden yaptığını biliyorum. Hem belki o kötülükler olmasa bazı şeyleri de anlamamış olacaktım.

Seni üzdüğü için kendini hastaneye kapatmış bir adam… Umarım bir gün hayatını böyle bir adamla birleştirirsin. Ya da umarım bir daha asla böyle bir şey yapan bir adamla tanışmazsın. Çünkü madalyonun her zaman ters bir tarafı var…

Terapiden sonra bir yazı…

İlaçların ve terapinin etkisi birkaç gün sonra geçtiğinde, yine aşık adama dönüşüp acı çekeceğim için kendimden tiksiniyorum.

Daha sonra o aşık adamın acısını bastırmak için şiddet adama dönüşeceğim için de tiksiniyorum.

Başımı belaya sokmadan atlatabilirsem ne ala.

Çok zor günler geçiyor.

Bir tarafta kalp ağrısı, diğer tarafta potansiyel suçlu.

Tanrı parlayan gözlerini korusun.

Aşk adamın şanssızlığı

O satırları yazarken ne de yakinimdaymissin oysa ki. Kimbilir belki hissettin belki de arabami gordun. Ama ben cikip yururken senin arabani gordum. İcimden deli gibi sana kosmak gelse de sadece gittim. Kalbim hala cok agriyor. Bu adam olmak inan zor, cok zor. Bu adam seni çok seviyor hala, bu adam sana çok aşık…

Aşık adam

Doktorla koyduğumuz isimlere göre bu sabah yataktan aşık adam olarak uyandım. İlaç içtim bekledim, kafamı dağıtmaya çalıştım ama olmadı. Bugün sadece aşığım, aşk acısı çekiyorum. Benden kurtulmanla avunamıyorum. Seni gerçekten sevdiğimi kanıtlama şansım yok biliyorum. Seni hasta olduğum için sevdiğime inanmak istemiyorum. Senin de böyle düşünmenden çok korkuyorum.

Bunca duygunun arasında hayatına devam edebilen insanlara çok imreniyorum. Benime bir sürü işim var, sadece direniyorum. İşe gidemedim ama bu yüzden değil, gitsem de ne olacaktı biliyorum. Şu an sadece alkol alma düşüncesi var içimde. Bu acı geçsin diye yapmayacağım şey yok gibi. Sana koşmak hariç. Çünkü senin ağzından çıkacak tek bir “bencil” kelimesi hayatıma mal olabilir.

Gloriada oturmuş ağlamamak için kendini tutan, kitap okumaya çalışan , bir yandan da iş yapmaya çalışan bi adam, cep telefonunun minicik ekranıyla kavga halinde. Sanırım bu cümle de ögrendiğim acı masturbasyonuna güzel bir örnek oldu. Aşk adamın beslendiği yegane şey. Bir de şiddet adam var ki, onu da zaten tanıyorsun…

Hoşçakal armim


Sayfalar

En fazla oylananlar

Blog İstatistiği

  • 2,529 hits

RSS Bilinmeyen Besleme

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Mail yoluyla takip etmek için Tıklayın

Diğer 8 takipçiye katılın

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri